İlahiyatçı Erkal “İnsanlar İnanmayı Bıraktı mı?”
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Gazetecilik bölümü 4 sınıf öğrencisi Binnur Sena Kadakal, Uygulamalı Gazetecilik dersi için, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Mustafa Erkal ile yapmış olduğu röportajda, Bilim ve teknoloji ilerlese de inanç ortadan kalkmaz; çünkü inanç, bilimden farklı bir alanda yer alır. İnsan psikolojisi (ölüm, korku, belirsizlik) inanç ihtiyacını sürekli kılar. Akıl ve inanç zaman zaman çatışsa da aslında birbirini tamamlar. Modern dünyada sekülerleşme ile din daha bireysel hale gelmiştir. Günümüz gençleri ise daha sorgulayıcıdır; dinin yanlış anlatılması onları inançtan uzaklaştırabilir şeklinde birçok sorunun cevabı bu röportajda yer almakta.
YAPAY ZEKAYA MI SIĞINACAK YOKSA TANRIYA MI?
İlahiyatçı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Mustafa Erkal akıl, inanç ve modern insan üzerine kendisiyle yapılan röportajda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Bilimsel bilginin hızla arttığı, teknolojinin hayatın her alanına nüfuz ettiği modern dünyada inanç olgusu tartışılmaya devam ediyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Dinler Tarihi Anabilim Dalı’nda görev yapan, Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Mustafa Erkal, inancın değişmeyen yönlerini dinler tarihi, felsefe ve modern toplum perspektifinden ele alıyor.
Bilimsel Bilgi Artarken İnançlar Neden Hâlâ Güçlü?
Bilimsel bilgi arttıkça inancın zayıflayacağı yönündeki beklentilerin tarih boyunca boşa çıktığını belirten Erkal, inancı şu sözlerle tanımlıyor: “İnanç, aklın egemen olduğu kadar, akla da egemen olan bir fikirdir.” Bu duruma tarihsel bir örnek veren Erkal, Sümer tabletlerinin 1850’li yıllarda İngiliz araştırmacı George Smith tarafından çözülmesini hatırlatıyor. Tabletlerde yer alan Nuh Tufanı anlatısının, Tevrat, İncil ve Kur’an’daki anlatılardan binlerce yıl daha eski olduğunun ortaya çıkmasının büyük tartışmalara yol açtığını söylüyor. “Bu keşif, ‘kutsal metinler çalıntı mı?’ tartışmasını başlattı. Peki insanlar inanmayı bıraktı mı? Hayır. Tabletler gerçekti ama inanç yerinde durdu.” Erkal’a göre bilimsel veriler inancı ortadan kaldırmıyor; çünkü inanç, doğrulanabilir bilgiden farklı bir düzlemde var oluyor.
İnanç, Belirsizlik ve Korkuyla Nasıl Bir İlişki Kuruyor?
İnancın insan psikolojisindeki yerini açıklarken dinler tarihçisi Rudolf Otto’nun kavramlarına atıf yapan Erkal, inancın/kutsalın üç temel boyutu olduğunu söylüyor: Mysterium (gizem), Tremendum (korkutuculuk) ve Fascinans (cezbedicilik). “Tanrı’nın gücü, bilinememezliğinden gelir. Bildiğiniz bir şeye inanmazsınız. Bilgi, epistemolojinin konusudur; inanç ise bilgiden arınmış olmak zorundadır.”
Dinler Tarihi Ne Söylüyor? Evrensel Bir İhtiyaç Mı?
İnsanların kontrol edemedikleri olaylar karşısında bir dayanak aradığını ifade eden Erkal, ölüm, hastalık ve ani felaketler karşısında inancın devreye girdiğini belirtiyor. “İnsan mutlak yalnızlıktan korkar. Ölüm, mutlak yalnızlıktır. İşte bu noktada daha üst bir güce sığınma ihtiyacı ortaya çıkar.” Tıp örneği üzerinden konuşan Erkal, doktorların tüm bilimsel imkânlara rağmen ameliyat öncesi risk onayı almalarının da bu bilinmezliğin bir göstergesi olduğunu söylüyor. “Bilinemeyen değişkenler arttıkça risk artar. Dinler tarihi bize şunu gösterir: Bu ihtiyaç dünyanın her yerinde vardır. Bu yüzden inanç, evrensel bir insani olgudur.”
Akıl ve İnanç: Uzlaşma Mı, Çatışma Mı?
Erkal’a göre tarih boyunca akıl ve inanç çoğu zaman çatışmalı bir ilişki içinde olmuştur. Özellikle Orta Çağ skolastik düzeninde, kilisenin bilginin tek otoritesi hâline geldiğini hatırlatıyor. Bu yapının kırılma noktasını ise Luther’in İncil’i Almancaya çevirmesi olarak gösteriyor: “İnsanlar artık Tanrı ile aralarındaki aracıya mahkûm olmamaya başladı.” Benzer bir sürecin Türkiye’de de yaşandığını belirten Erkal, Cumhuriyet döneminde Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi, Elmalılı Hamdi Yazır’a tefsir yazdırılması ve ilmihal çalışmalarının desteklenmesini, bilginin tek elde toplanmasına karşı atılmış adımlar olarak değerlendiriyor. Bilim–din çatışmasının Batı merkezli olduğunu vurgulayan Erkal, Kopernik ve Galileo örneğini hatırlatarak şunu söylüyor: “Dünya dönüyor diye insanlar dinden çıkmadı. Bilim de bitmedi. Çünkü ikisi de insan için ihtiyaç.”
Sekülerleşme: İnanç Kamusal Alandan Neden Çekiliyor?
Sekülerleşmenin bireyselleşmeyle birlikte dini kamusal alandan özel alana ittiğini söyleyen Erkal, bunu gündelik hayat üzerinden açıklıyor. “Eskiden acılar birlikte yaşanırdı. Şimdi taziye evleri var. Evler özel alan oldu. Din de bu bireyselleşme içinde özel alana çekiliyor.” Dinin kamusal alanda tartışılmasının ciddi toplumsal riskler barındırdığını belirten Erkal, 1990’lı yıllarda akademisyen Bahriye Üçok’un öldürülmesini hatırlatarak şunları söylüyor: “İnancı eleştirdiğinizde karşınıza birey değil, zümre çıkar. Bu yüzden sekülerleşme çoğu zaman bir tercih değil, zorunluluktur.”
Bilimle Büyüyen Gençler İnanca Nasıl Bakıyor?
Günümüz gençlerinin bilgiye erişim hızının önceki kuşaklardan çok farklı olduğunu vurgulayan Erkal, gençler arasında inanç biçimlerinin çeşitlendiğini söylüyor. “Artık ‘%99 Müslüman toplum’ genellemesi yapılamıyor. Gençler sorguluyor, karşılaştırıyor.” Dinin sosyal medyada çoğu zaman yasaklar ve cinsellik üzerinden anlatılmasını eleştiren Erkal, bunun gençlerde ciddi bir kopuş yarattığını ifade ediyor. “Cehennemin sebebi içki ve cinsellik, cennetin ödülü yine içki ve cinsellik gibi sunuluyor. Gençler burada tutarsızlık görüyor.” Erkal’a göre Kur’an’daki “mutlak huzur” vurgusu, çoğu zaman göz ardı ediliyor: “Cennetin en büyük vaadi haz değil, huzurdur. Ama kimse bunu anlatmıyor.”
Bilgi artıyor, soru çoğalıyor. Röportajın sonunda Erkal, teknolojik gelişmelerin inancı sarsmasının kaçınılmaz olduğunu kabul ediyor; ancak asıl sorunun geleceğe dair olduğunu vurguluyor: “Bu nesil, baş edemeyeceği bir acıyla karşılaştığında ne yapacak? Yapay zekâya mı sığınacak, Tanrı’ya mı? Bunu zaman gösterecek.”





Sivas’ta Meme Kanseri ve Prostat Kanserine Yönelik Stant Açıldı
Başkan Zor, “Gazetecilik Kamu Adına Yapılan Bir Görevdir”
Kadına Yönelik Şiddetin Boyutları Ele Alındı
Sosyal Medya Paylaşımı Yapan Gazeteci Tutuklandı
“Asıl Sorun Denge Kaybı”
